Türk filmlerinde de az da olsa gördüğümüz Şahmeran efsanesi eski çağlardan günümüze kadar gelmektedir. Şahmeran kelimesi Farsçadan türemiş bir sözcüktür. Şah ve Mârân(yılanların) kelimelerin birleşmesi ile ortaya Şahmeran yani ”Yılanları Şahı” sözcüğü çıkmıştır. Şahmeran efsanesinin birçok farklı versiyonu vardır. Biz en yaygın olanı derledik. İyi okumalar.

Şahmeran ve Cemşab

Mersin’inin Tarsus ilçesinde yaşayan ve odun satarak geçimini sağlayan Cemşab arkadaşları ile ormanda gezerken bir mağara gözlerine çarpar. Bu mağarada kilolarca bal olduğunu fark eden Cemşab ve arkadaşları mağaraya girer. Mağara diğer mağaralardan değişik olarak aşağıya doğru uzanmaktadır. Aşağıda bulunan ballara ulaşmak isteyen gençler Cemşab’ı bir ip vasıtasıyla aşağıya doğru sarkıtır. Bal o dönemde çok kıymetli bir yiyecek olarak görünüyordu. Bu yüzden Cemşab’ın arkadaşları kendi paylarına daha çok bal düşsün diye Cemşab’ı mağarada bırakıp kaçtılar. Mağarada tek başına kalan Cemşab ne yapacağını bilmiyor ve aç susuz kurtarılmayı bekler iken mağaranın tabanında bulunan delikten bir ışık belirdiğini görür. Bunun üzerine Cemşab cebinde bulunan çakı ile bu küçük deliği kazarak deliği büyütür. Ardından bu büyüttüğü deliğin arkasında cennetten bir bahçe diyebileceğimiz kadar güzellikte bir bahçe görür. Bahçede birçok yılan, hiç görmediği çiçekleri, ağaçları ve müthiş bir tasarıma sahip olan bir havuz görür. Havuzun başında da süt beyaz tenli, belden aşağısı yılan, yukarısı insan olan Şahmeranı görür. Ve böylece Şahmeran ile tanışır.

  Bu cennet bahçede yıllar geçiren Cemşab bir süre sonra aile özlemi çektiğini fark eder. Ancak bu bahçeye giren bir kimsenin çıkması yasaktı. Bu yüzden Şahmeran’a yalvarır be ailesine dönmek istediğini söyler. Şahmeran, Cemşab’ın durumuna üzülür ve izin verir. Ancak şart koyar. Bu bahçenin varlığından, kendisinin varlığından hiç kimseye bahsetmemesini söyler. Bunu kabul eden Cemşab nihayet ailesine kavuştu. Vermiş olduğu sözü ise uzunca bir zaman tutar. Ancak seneler sonra ülkenin padişahı hastalanır ve devası bulunamaz. Vezir bu hastalığın ilacının Şahmeran’ının eti olduğunu söyler. Halk içinde Şahmeran’ının nerde olduğunu bildiğini bilen birinin olduğunu iddia eder. Ve herkesi hamama toplar.

  Rivayete göre yılanlarla yaşamış olan kişinin derisi pul pul olacaktır. Bunun üzerine herkesi hamamda toplayan vezir bir süre sonra Cemşab’ın vücudunun pul pul olduğunu görür. Bunun üzerine Cemşab sorguya çekilir, üzerinde eziyetler uygulanır. Onca sorguya ve eziyete rağmen Şahmeran’ının yerini söylemeyen Cemşab’ı ailesi ile tehdit edilince söylemek zorunda kalır. Padişahın askerleri Şahmeran’ının bulunduğu yerden alır ve onu vezire getirir. Cemşab’ın çok üzgün ve pişman olduğunu fark eden Şahmeran, Cemşab’ın kulağına doğru eğilir ve şöyle der.

“Padişahın sağlığa kavuşması için başımı kaynatıp içir. Gövdemde zehir var, gövdemi kaynatıp vezire içir. Sen ise kuyruğumu kaynatıp iç, kuyruğumda bilgelik, alimlik var.”

Bunun üzerine Cemşab, Şahmeran’ının dediğini yapar. Padişah iyileşir, kötü kalpli vezir ölür Cemşab ise çok bilge birine dönüşür. Hatta bazı rivayetlere göre Lokman Hekim olur. Bir süre sonra padişah yeni veziri Cemşab ilan eder.

Rivayetlere göre Şahmeran, yılanların insanları ısırmalarını ve sokmalarını engellemekteydi. Bir gün yılanlar şahlarının öldüğünü fark ederlerse yer yüzüne çıkıp bölgede yaşayan tüm herkesi zehirleyerek öldüreceği söylenmektedir.

Bu efsane bölgeden bölgeye farklılık gösterse de sonu hep aynı bitmektedir ve Şahmeran ölmektedir. Şahmeran sadece efsane olarak kalmayıp Evliya Çelebi’nin eserlerinde de kendine yer edinmiştir.