Laiklik

     Ülkemizde hem geçmişte hem de günümüzde “din düşmanlığı, dinsizlik” gibi yanlış anlaşılmalara sıkça maruz kalan bir ilke olsa da sanıldığının aksine din düşmanlığı veya dinsizlik değil; dinin hurafeler, şeyhler ve din simsarlarından arındırılarak en doğru biçimde yaşanılması ve devlet eliyle seküler bir ortam oluşturarak vatandaşlara din ve vicdan özgürlüğü sağlanması fikridir.

Laiklik İlkesi Doğrultusunda Yapılmış Olan İnkılaplar

   Saltanatın Kaldırılması (1 Kasım 1922)

        Savaşın bitmesinin ardından yapılacak barış müzakerelerine hem İstanbul hem Ankara hükümetinin davet edilmesi ve İstanbul hükümetinin daha önce göstermiş olduğu müsamahayı göstermemesi üzerine Atatürk, saltanat ve hilafetin birbirinden ayrılmasını ve saltanatın kaldırılmasını önerdi. Başta Rauf Bey ve Fuat Paşa gibi isimler bu önerinin bir felakete yol açacağını belirtseler de 1 Kasım 1922 tarihine Rauf Beyin meclis kürsüsünde okuduğu öneri kabul edilmiş ve 6 asırlık saltanata hukuken son verilmiştir. Bu inkılabı hem laiklik hem de cumhuriyetçilik ilkesiyle bağdaştırabiliriz. Laiklik içine almamızın sebebi hilafet ve saltanatın ayrılmasıyla laiklik yolunda ilk adımlardan birinin atıldığının savunulmasıdır.

   Halifeliğin Kaldırılması (3 Mart 1924)

       Vahdettin’in İngilizlere sığınması üzerine Osmanlı soyundan olan Abdülmecid Efendi Halifelik makamına getirildi. Meclis tarafından seçilmiş olan halifenin kendisine söylenenleri (Bkz; Vahdettin’i ayıplamak, Büyük Millet Meclisini övmek…) yapmaması ve cuma namazlarını her hafta başka camide kılarak Osmanlı propagandası yapması gibi davranışlar sergilemesi zaten tahmin edilen sonunun daha erken gelmesini sağladı ve Halifenin başına buyruk davranması, halkı kışkırtması ve dış politikada çift başlı bir görünüme sebep olması gibi gerekçelerle halifeliğe son verildi.

   Şer’iyye ve Evkaf Vekaletinin Kaldırılması ve Tevhid-i Tedrisat Kanunu (3 Mart 1924)

        3 Mart günü toplanan mecliste Siirt Milletvekili Halil Hulki Efendi ve elli arkadaşının Şer’iyye ve Evkaf ile Erkanıharbiye vekaletlerinin kaldırılmasını ve Saruhan Milletvekili Vasıf Bey ve elli arkadaşının bilim, eğitim ve medrese kurullarının birleştirilmesini teklif etmesi üzerine mecliste tartışmalar başlamıştır. Bunların sonucunda Şer’iyye ve Evkaf Vekaleti kaldırıldı daha sonra yerine Diyanet İşleri Başkanlığı kuruldu, bütün eğitim kurumları Millî Eğitim Bakanlığına bağlandı ve eğitimde kadın- erkek öğrencilerin beraber okuyabilmesi, kadınların yüksek öğretim kurumlarına girebilmesi gibi uygulamalar hayata geçirilerek eğitimde kökten bir laikleşme yoluna gidildi.

    Tekke, Zaviye ve Türbelerin Kapatılması (30 Kasım 1925)

        Şer’iyye ve Evkaf Vekaletinin kaldırıldığı 429 sayılı kanunda sorumluluğu Diyanet işlerine devredilen tekke ve zaviyeler ilerleyen zamanlarda gerek hurafeler uydurarak halkı galeyana sürüklemeleri gerek ise aynı yıl çıkan Şeyh Sait isyanıyla tartışma konusu olmuşlardır. Bunun sonucunda 677 sayılı kanun ile kapatılmalarına karar verilmiştir.

   Medeni Kanun’un Kabulü (17 Şubat 1926)

        Medeni kanunun kabulünden önce Mecelle kanunu kullanılmaktaydı. 19. Yüzyılın ikinci yarısında oluşturulan bu kanunun maddeleri çözümlerini din aracılığıyla üretmekteydi ve yetersiz kalmaktaydı. 1924 yılına gelindiğinde batı ülkelerinin arasından en demokratik olan kanunun İsviçre Medeni Kanun’u olduğuna karar verildi ve tamamen Türk Medeni Kanunu haline getirildi. Bu kanunla birlikte hukuk sisteminde kökten bir laikleşmeye gidildi. Kadın ve erkeğin mirastan eşit pay alması, tek eşlilik ve resmi nikah gibi zorunluluklar getirildi.

   Şapka Kanunu (25 Kasım 1925)

        Atatürk, Nutuk kitabında dediği gibi fesi bağnazlık, ilerleme düşmanlığı ve geri kalmışlığın bir simgesi olarak görmekteydi. Bunun yanında özellikle kanundan önce din adamları başlarına bağladıkları sarık sayesinde tanınır ve halk tarafından üstün görülürdü. Atatürk gerek bu ayrımcılığın önüne geçerek laik bir ortam yaratmak gerek ise modern bir görünüş oluşturmak için şapka kanununu uygun görmüştür.

   Devletin Resmi Dini İslam’dır Maddesinin Çıkartılması (10 Nisan 1928)

        Çeşitli inkılaplarla temeli atılan laiklik ilkesi bu değişiklik sayesinde resmen Cumhuriyetin bir parçası haline gelmiştir.

   Milletvekillerinin Yemininde Yapılan Değişiklik (10 Nisan 1928)

        Laikliğin anayasaya girmesiyle birlikte değişime uğrayan milletvekili yemininde “vallahi” sözcüğünün “namusum üzerine söz veririm” olarak değiştirilmesi artık laikliğin mecliste de hâkim olduğunu göstermektedir.

   Altı Atatürk İlkesinin Anayasaya Girmesi (5 Şubat 1937)

        Atatürk’ün Türk milletinin muasır medeniyetler seviyesine ulaşması için çizdiği yolun araçları olan ilkeler, tam olarak milletin ihtiyaçları sonunda doğmuştur. Bu gerekçeyle meclis bu yol gösterici unsurların anayasaya eklenmesine karar vermiştir. Böylece tamamı laik maddelerden oluşan ilkeler anayasanın bir parçası haline gelmiştir

Cumhuriyetçilik

        Yönetim biçiminin cumhuriyet olması, millet egemenliği, özgür seçim ortamını ve demokrasi gibi konuları esas alan bu ilke en temel ilkelerden biridir. Bunu Atatürk’ün “Türk milletinin karakter ve adetlerine en uygun idare cumhuriyettir.” Sözünden rahatlıkla anlayabiliriz. Atatürk, Türk milleti için demokratik cumhuriyet biçimi benimsemiştir ve böylelikle cumhuriyetçilik anayasanın birinci ve değişmez maddelerinden biri haline gelmiştir.

Cumhuriyetçilik İlkesi Doğrultusunda Yapılan İnkılaplar

   TBMM’nin Açılması (23 Nisan 1920)

        İtilaf Devletlerinin İstanbul’u işgal etmesi ve Meclisi-i Mebusanı dağıtarak ele geçirdikleri mebusları sürgüne göndermeleri üzerine ortada Türk halkını ifade edecek bir meclis kalmamıştı. Bunun üzerine Atatürk Ankara’da derhal “Kurucu” sıfatıyla bir meclis kurulmasını ve İstanbul’dan kaçmayı başaran mebusların da bu meclise katılmasını uygun buldu. Böylelikle ilk meclisimiz toplanmış ve cumhuriyete giden ilk adım atılmış oldu.

   1921 ve 1924 Anayasaları

        Olağanüstü şartlarda oluşturulan 1921 Anayasası (Teşkilat-ı Esasiye Kanunu) dönemin gereksinimlerine göre ve verilen mücadeleyi meşru kılmak için oluşturulmuş; güçler birliği ilkesine dayanan, kısa, öz ve yeni bir devletin oluşmaya başladığını bildiren bir anayasadır. 1924 Anayasası ise savaşın sona ermesi ve cumhuriyetin ilan edilmesi sonucunda oluşturulmuş; daha demokratik, millet egemenliğine dayanan ve meclisin ikinci, cumhuriyetin ilk anayasasıdır. Bu adımlarla Atatürk’ün cumhuriyetçilik ilkesi daha da pekişmiştir.

   Saltanatın Kaldırılması (1 Kasım 1922)

        Laiklik kısmında açıklandığı gibi seyreden olaylar sonucunda saltanat kaldırılmış ve cumhuriyetçilik ilkesine en ters düşen engellerden biri ortadan kalkmıştır.

   Siyasi Partilerin Kurulması

        Millet egemenliğinin temsilcileri olan partiler Atatürk’ün teşvikiyle ilk defa 17 Kasım 1924 yılında ortaya çıktı. Rauf Bey, Kazım Karabekir, Ali Fuat Paşa gibi isimler tarafından kurulan Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası kısa zamanda cumhuriyet karşıtlarının yuvası olmuştur ve Şeyh Sait isyanının da patlak vermesiyle kanunla kapatılmıştır. İkinci deneme ise 1930 yılında Serbest Cumhuriyet Fırkası adında Fethi (Okyar) tarafından kuruldu fakat yine aynı şekilde çokça cumhuriyet karşıtının partide teşkilatlanması ve Fethi Beyin Cumhurbaşkanı ile tartışmaya girmek istememesi üzerine parti Fethi Bey tarafından dağıtıldı ve 1946 yılında Demokrat Parti kurulana kadar bir daha parti kurma denemesi yapılmadı.

   Kadınlara Seçme ve Seçilme Hakkı Verilmesi (5 Aralık 1934)

        Cumhuriyetçilik ilkesinin bütünleyici ilkesi olan ulusal egemenliğin tamamlanması için herkesin oy kullanma ve seçilme hakkı olması gerekli görüldü ve 1930’lu yıllarda belediye ve muhtarlık seçimleriyle başlayan kadınların siyasi hayata dahil oluşu 1934 yılında milletvekili olma hakkıyla birlikte yasa değişikliği yapılması sonucunda kanunlaştı.

   Ordunun Siyasetten Ayrılması (1924)

        Atatürk laiklik ilkesinde din ve devleti bir arada tutmadığı gibi cumhuriyetçilik ilkesinde de ordu ile devletin bir arada tutulmamasını istemiştir. 3 Mart 1924’te mecliste kabul edilen yasayla Genelkurmay Başkanlığı siyaset dışına çıkarılmış, 19 Aralık 1924 tarihinde ise hem milletvekili hem asker olanların iki seçenekten birisini seçmesi zorunlu kılınmıştır. Böylece ordu siyasetten arındırılmıştır.