Günümüzde Rum denildiği zaman hepimizin aklına Yunanlar gelmekte. Fakat tarihimize baktığımızda Rum ve Rumî kavramlarının bizim coğrafyamız üzerinde hüküm sürmüş olan Türk devletleri tarafından da oldukça fazla bir biçimde benimsendiğini görüyoruz. Örnek vermek gerekirse; Fatih Sultan Mehmet’in, İstanbul’u fethettikten sonra kendisini “Kayser-i Rum” ilan etmesi, Rumeli ve Eyalet-i Rum bölgelerinin bulunması, Mevlana’nın döneminde ve günümüzde “Rumî” olarak tanınması…vs. Bunlar gibi örnekler fazla olsa da lafı daha fazla uzatmadan Rum ne demek? Nasıl oldu da bizden Yunanlara geçti? Gibi sorulara cevap vermeye çalışalım.   

Rum ve Rumî Ne Demek?

İlk olarak Kutadgu Bilig’de karşımıza çıktığı düşünülen Rûm ve Rûmî sözcüklerinin kökeni Arapça ve Farsçaya dayanmaktadır. Rûm kelimesinin anlamı “Roma ülkesi”, Rûmî kelimesinin ise “Roma vatandaşı” dır. Bu örnekler sayesinde Rûm ile üretilmiş olan diğer kelimelerin anlamlarını da zorlanmadan tahmin edebilirsiniz.

Diyar-ı Rum Neresidir?

Rum ve Rumî sözcüklerinin ne anlama geldiğini açıklamak ne kadar kolay olsa da Diyar-ı Rum’un neresi olduğunu açıklamak oldukça zor. Bunun nedeni, tarihe baktığımızda 18.yüzyılın son çeyreğine kadar neredeyse her şair, asker, yönetici ve diğer önemli sınıfa mensup insanların ayrı tanımlamalarının olması. Yine de elimden geldiğince net ve diğerlerine oranla daha fazla kabul görmüş olan tanımları anlatıp, kafanızdaki soru işaretini gidermeye çalışacağım.

Kendinden sonraki zamanlarda Osmanlı yazarlarını fazlasıyla etkileyecek olan Ebu’l-fida, “Takvimu’l Buldan” adlı eserinde Diyar-ı Rum’u bugün Anadolu olarak bildiğimiz coğrafyaya oldukça benzer bir şekilde tarif etmektedir (doğusunda Ermenistan, batısında Marmara ve Akdeniz, kuzeyinde Karadeniz ve Gürcistan, güneyinde Mezopotamya ve Suriye) fakat bu tarifte önemli bir nokta vardır. Daha sonra bu tarifi yapacak olanların kesinlikle içine dahil edeceği Konstantiniyye (İstanbul) Ebu’l-fida’nın tanımında yoktur. Sadece bu örnek bile coğrafi açıdan Rum’un herkese ve her döneme göre farklı yerler olduğunu ve düpedüz Anadolu’dur deyip geçilemeyeceğini gösterir.

Yüzyıllar içinde ise Rum, çeşitli kişiler tarafından birkaç farklı şekilde tarif edilmiş olsa da ulaşabildiğimiz geç orta çağ kaynaklarındaki Rum tanımı şu an Anadolu olarak bildiğimiz alanın tanımıyla benzerlikler göstermektedir. Yani; sınırları belirsiz olsa da Rum, Anadolu’yu kapsıyordu fakat Osmanlıların kullanımına göre Anadolu’dan daha fazlası kastediliyordu. 14.yüzyılın sonlarına doğru Rum, Balkanları da kapsamaya başladı. Bunu o yöreye Rumili/Rumeli (Roma memleketi) denilmesinden de anlayabiliyoruz. Yine Osmanlı kullanımına göre tarif edersek: İran’dan batıya doğru hareket ettiğinizde Diyar-ı Rum’a ayak basıyor olurdunuz ama İstanbul’dan doğuya hareket ettiğinizde Rum’a değil Anadolu’ya ayak basmış sayılırdınız. (Çoğunlukla İstanbul Boğazının doğusunda, Toros Dağlarının doğu yamacından Trabzon’a kadar olan çapraz hat Anadolu olarak tanımlanırdı. Fakat 19.yüzyıl sonlarına kadar bugünkü resmiyetine ulaşamamıştı.)

Kısacası; Osmanlılara göre Rum, şu an Anadolu olarak bildiğimiz bölgenin bir bölümü ve bir zamanlar Osmanlı hakimiyetinde bulunan Balkanları (Rumeli) kapsamaktaydı.

18.yüzyılın sonlarına geldiğimizde ise yavaş yavaş Rum’un kullanımının azalmaya başladığını, onun yerine Anadolu’nun kullanımının ve kapsadığı alanın artığını görüyoruz.

Rum Kimliği Neden Terk edildi ve Nasıl Yunanlara Geçti?

18.yüzyılın sonlarına geldiğimizde, bildiğiniz üzere Osmanlı eski gücüne sahip değildi ve artan isyanları ile uğraşmaktaydı. İsyan eden milletler arasında bulunan Yunanlar, Rusların da desteği ile yeni bir Romaioi/Rum (Yunan) Krallığı kurma ve başına bir Rum (Yunan) Kralı geçirme planlarına giriştiler. Bunun etkisiyle Rum kelimesi, 1820’lerde Yunan Özgürlük Savaşının çıkması ve daha sonralarda yaşanan olaylarla yeni bir siyasi anlam kazanmaya başladı. Gerek Yunanların Rum ideası ile isyana kalkması gerek ise Rusların Rum Ortodokslarının koruyuculuğuna bürünmeye başlamasıyla Osmanlı’nın bu bölgeye Diyar-ı Rum demesi ve kendini Rum ilan etmesi imkânsız hale geldi ve böylelikle etnik kimlik olarak “Türklük”, coğrafi tanım olarak da “Anadolu” yavaş da olsa tercih edilmeye başlandı. (Bu yıllardan sonra bazı eserlerde Rum ve Diyar-ı Rum kavramları kullanılmış olsa da devamı gelmemiş ve unutulmuştur.)

Anadolu Kelimesi Nereden Gelmektedir?

1912-1913 Balkan Savaşları sonucunda Balkanlardaki topraklarımızın neredeyse tamamını kaybetmemizden sonra Anadolu Osmanlı’nın en önemli parçası haline geldi ve Anadolu kullanımı bugünkü anlam ve resmiyetini kazandı.

Peki, Anadolu kelimesinin kökeni ne? Derseniz. Hemen anlatalım. Anadolu, Grekçe “Anatolia” kelimesinden gelmektedir. Anlamı ise “Doğu Vilayeti” dir. 7.yüzyılda Magister Militumper Orientem’in komutasındaki Roma Ordusuna bu coğrafya üzerinde konuşlanması sebebiyle “Anatolikon” yani “Doğu Ordusu”, bölgeye ise “Anadolu Sancağı” denilmiştir ve böylelikle o dönem henüz resmiyette bir önem kazanmamış olsa da “Anadolu” adı kullanılmaya başlanmıştır.

Konu ilginizi çektiyse, benim de kaynakça olarak başvurduğum “Cemal Kafadar – Kendine Ait Bir Roma: Diyar-ı Rum’da Kültürel Coğrafya ve Etnik Kimlik Üzerine” adlı kitabı okumanızı öneririm.