Bu yazımızda, insanlığın geleceğini etkileyen en büyük olaylardan biri olan Çernobil Nükleer Santral kazasını inceleyeceğiz. Kazanın yaşandığı günden bugüne kadar etkisini gösteren bu olay, birçok hastalığı ve mutasyonu beraberinde getirdi. Size bu kazayı tarafsız bir yaklaşımla anlatmaya çalışacağız. Keyifli okumalar dileriz.

Nükleer Santral Nedir?

Nükleer santral, nükleer reaktörün yakıt olarak radyoaktif maddeleri kullanarak elektrik enerjisi üretmesidir. Bu santrallerin diğerlerinden farklı olarak radyo aktif madde kullanması, güvenlik tedbirlerinin daha da fazla alınması gerekliliğini ortaya çıkartmaktadır. Nükleer santraller, çalışma sistemindeki birincil çeşitliliklere göre çeşitli şekillerde isimlendirilmektedirler. Kaynar sulu, basınçlı ağır sulu ve basınçlı su reaktörü olarak adlar verilmektedir.

Nükleer Santral Nasıl Çalışır?

Nükleer santrali çalıştırmak için, en temel madde olarak uranyum kullanılır. Uranyumun parçalanmasından sonra ortaya yüksek miktarlarda enerji ve ısı ortaya çıkar. Uranyum, bu biçimde fisyon tepkimesine girer. Fisyon tepkimesi ile oluşan yüksek miktardaki enerji, su buharını üst düzey sıcaklıklara kadar ısıtır. Oluşan buhar, elektrik jeneratörü türbinlerine iletilir. İletilen buhar da türbin şaftını çevirerek elektrik üretimini sağlar.

Çernobil Nükleer Santral Kazası

Çernobil Nükleer Santrali olayın yaşandığı dönemde Sovyetler Birliğine bağlı olan Ukrayna’nın Pripyat şehrine 3 kilometre uzaklıkta yer almaktadır. Pripyat şehri Sovyetler için çok önemli bir şehir olarak görülmekteydi. Bu şehir diğer Sovyet şehirden farklı tasarlanmış ve bilim insanları, sanatçılar ve aydın insanların yetişeceği bir şehir olarak anılmaktaydı. Patlamadan önce Pripyat şehrinde 49,000 kişi yaşamaktaydı.

Çernobil Nükleer Santrali RBMK-1000 tasarımıyla işleyişini sürdürmekteydi. RBMK-1000 reaktörü Sovyet tasarımı moderatör olarak grafit, yakıt olarak hafif zenginleştirilmiş Uranyum kullanan basınç tüpü sistemi ile kaynamalı hafif su reaktörüdür. Çernobil Nükleer Santralinde 4 adet reaktör bulunmaktaydı ve inşaatı süren 2 reaktörleri bulunmaktaydı.

Çalışmakta olan 4. Reaktörde bir deney gerçekleştirme hazırlığı yapılıyordu. Yapılacak olan bu deneyde ana güç kaynağından mahrum kalındığında buharı enerjiye çeviren türbinlerin daha ne kadar süreyle ana pompalara güç sağladığını görmek istenmekteydi. Deneyin 700-1000 MW güç seviyesinde yapılması kararlaştırıldı. Kazadan bir gün önce reaktörün gücü yaklaşık 1600 megawatta düşürüldü ve test gereği acil durum soğutma sistemi kapatıldı. Deneyin yapılacağı 26 Nisan 1986 tarihinde tüm operatörler hazırlıklarını tamamlamış ve şef mühendis yardımcısı olan Anatoly Dyatlov’un direktiflerini beklemekteydiler

Saat 23.10’da güç seviyesi 700 megawatta indirilmeye başlandı. Otomatik güç moduna geçildi, ama güç durdurma ayarı 700 megawatt ayarlanmadığından güç seviyesi 30 megawatta düştü. Görevli operatör gücü geri kazanmaya çalıştı ve sonunda testi planlananın altında bir seviye olan 200 MW gücünde başlattı.

 26 Nisan saat 01.23‘te kumanda tablosunda acil durdurma sinyali yandı. Operatör reaktörü durdurmak için AZ-5 adını vermiş oldukları acil kapama butonuna bastı ve kontrol çubukları aşağıya doğru hareket etmeye başladı. Ancak beklenilenin tam tersi oldu ve güç seviyesi saniyeler içinde nominal değerin 100 katına ulaştı. Böylece felaket zinciri tamamlanmış olup patlamalar yaşanmaya başlamıştı. Art arda 2 büyük patlama yaşandı. Görgü tanıklarının ifadelerine göre ilk patlamada kırmızı, ikinci patlamada mavi bir alev yükseldi. Ardından gökyüzünü karanlık bir bulut kapladı.

Yangına Müdahale Eden İtfaiye Erleri

Patlamadan birkaç dakika sonra, itfaiye erleri yangına müdahale etmek için olay yerine geldiler. Yangına müdahale eden erlerin dışarıya salınan radyasyondan haberi yoktu. Yangına müdahale ettikten sonra ağır bir şekilde rahatsızlanan itfaiye erleri Pripyat’ta bir hastaneye kaldırıldı. Olayın farkında olan doktorlar itfaiye erlerinin kıyafetlerini çıkardılar. Çıkardıkları kıyafetleri ise hastanenin bodrum katına koydular. Olayın üstünden 33 yıl geçmiş olsa bile bu kıyafetler hala yüksek radyasyon yaymakta.

Büyük bir çaba ile yangına müdahale etmeyen çalışan tüm itfaiye erleri radyasyona bağlı hastalıklar sebebiyle 1 ila 2 hafta içerisinde hayatlarını kaybettiler.

‘Ölüm Köprüsü’

Olayın yaşandığı gün meraklı birkaç Pripyat sakini, santrale pek de uzak olmayan bir köprü de yangını izlemeye gittiler. Ancak o gün köprüde bulunan herkes yoğun radyona maruz kalmış ve bir süre sonra kanser olup hayatlarını kaybetmişlerdir. Tüm bunlardan sonra o köprüye ileride ‘Ölüm Köprüsü’ denilmeye başlandı.

36 Saat Sonra Gerçekleşen Tahliye

Patlama nedeni ile yayılan radyasyon insanlar için ölümcül derecede zararlıydı. Bu yüzden santralin bulunduğu bölgede yaşayan insanların tahliye edilmesi gerekiyordu. Ancak bu tahliye kararı biraz geç geldi diyebiliriz. Pripyat ve civar şehirlerde yaşayan yaklaşık 300 bin kişi güvenli bölgelere tahliye edildi. Her ne kadar bu tahliyenin geçici olduğu söylense de 300 bin kişi bir daha asla eski yaşamlarına ve evlerine dönemediler. Civarda bulunan tüm hayvanlar ise radyo aktif kirliliğin yayılmaması için öldürülerek toprağa gömüldü. Böylelikle patlamadan sadece insanlar etkilenmemiş, masum hayvanlar da nasibini almıştı.

Patlamanın Sorumluları

Sovyetler Birliği’nde o dönem kazanın sebeplerini araştırmak için kurulmuş olan devlet komisyonu, santral personelini ve yönetimini kazanın baş sorumlusu ilan etti. Güvenlik kurallarını ihlal ettikleri gerekçesi ile santral müdürü Viktor Bryuhanov ve şef mühendis Nikolay Fomin 10’ar yıl, şef mühendis yardımcısı Anatoliy Dyatlov 5 sene, reaktör sorumlusu Aleksandr Kovalenko üç yıl, vardiya amiri Boris Rogojkin ve denetmen Yuriy Lauşkin ikişer yıl hapis cezasına çarptırıldı.

“Bütün Hata Bizim Üzerimize Atıldı Oysa Bütün Hata Makinalardaydı”

Rahmetli gazeteci Mehmet Ali Birand tarafından sunulan 32. Gün programı tarafından çekilen kısa belgeselde şef mühendis yardımcısı Anatoly Dyatlov da röportaj verdi. Vermiş olduğu röportajda devletin en kolay yolu seçerek tüm suçu mühendislere attığını, aslında hatanın reaktör tasarımında ve makinelerde olduğu savundu. Makinelerin eksikliklerini ve hatalarını devlete ilettiğini ancak kimsenin ilgilenmediğini belirten Dyatlov kendilerinin kurban seçildiklerini söylemekte.

Reaktörün Üstünün Kapanması

Patlamadan birkaç ay sonra radyasyon yayılımını önlemek için üstünü kapatmaya karar verildi. ‘Mezar’ adı verilen, 300 bin ton beton ve 6 bin ton çelikten yapılan bir yapı ile üzeri kapandı. Bu yapı kısa ömürlü olarak yapıldı. Ömrünü tamamladıktan sonra 2017 yılında daha güvenli ve daha büyük bir yapıyla değiştirildi.

Resmi Ölüm Sayısı ‘31’

Yaşanan bu patlama kaç kişinin ölümüne sebep olduğu tam olarak bilinmiyor. Yapılan araştırmalara ve tahminlere göre radyasyona bağlı ölümlerin 4 bin ila 93 bin olduğu düşünülmekte. Sovyetler Birliği ise patlama sırasında hayatını kaybeden ‘31’ kişiyi resmi ölüm sayısı olarak kabul etti ve 1987 yılından bu yana bu rakam hiç değişmedi.

“…Belki de Sovyetler Birliği’nin Çöküşünün Nedeni Çernobil Faciasıdır”

Sovyetler Birliğinin son başkanı Michail Gorbachev 2006 yazmış olduğu bir yazıda şöyle demektedir;

“…belki de Sovyetler Birliği’nin çöküşünün asıl nedeni, Çernobil’deki nükleer erimeydi.”

Patlama Sonrası Türkiye

Birçok ülke olayın ciddiyetini ve önemini kavrayıp tedbirler alırken ülkemizde bu durum göremezden gelindi. Dönemin Sanayi ve Ticaret Bakanı Cahit Aral olayı tiye alarak, Karadeniz’de yetişen çayların radyasyona maruz kalmadığını çay içerek söylemiştir. Hatta daha da ileriye giderek “Türkiye’de radyasyon var diyenler dinsizdir” demiştir. Ardından “Karadeniz’e bir damla mürekkep düştü diye Karadeniz kirlenir mi? Radyo aktif çay daha lezzetlidir.” diyerek olayın ciddiyetini kavramadığını göstermiştir.