Özellikle Osmanlının son dönemlerinde batı eğitimi almış, modern subayların yetişmesiyle ordu içinde artan siyasete dahil olma, Hükümeti denetleme ve halkın çıkarlarını gözetleme arzusu giderek artmıştır. Bunun sonucunda tarihimize baktığımız zaman bolca darbe ile karşılaşıyoruz. Bu serimizde ise çok eskilere gitmeden, Cumhuriyetin ilanından önce gerçekleşen son darbe olan Bab-ı Ali Baskını ve bu darbeye neden olan süreçte neler yaşandığı ile başlayıp, Cumhuriyet döneminde yaşanan darbeleri anlatacağız. Lafı daha fazla uzatmadan başlayalım.

Bab-ı Ali Baskınını Tetikleyen Olaylar Dizisi Nasıl Başladı?

II.Meşrutiyetin ilanı sonucunda 30 yıl sonra yapılan ilk seçimlerden büyük bir farkla çıkan İttihat ve Terakki Cemiyeti çoğunluğu sağlamış olmasına rağmen siyasete perde arkasından dahil olmayı tercih ediyordu. Bunun yanında seçimlerde İttihat ve Terakkinin rakibi olan Ahrar Fırkası (Prens Sabahattin’in kurmuş olduğu parti) mecliste sadece 1 sandalye kazanabilmişti. Seçimin getirmiş olduğu sonuçla öfkeye kapılan Ahrar Fırkası muhalefetini artırdı. Bu muhalefet yanlıları tarafına Kâmil Paşanın da katılmasıyla ilişkiler iyice gerginleşmiş oldu. Artan muhalefetin üzerine Kâmil Paşanın azledilip yerine Hüseyin Hilmi Paşanın geçirilmesiyle muhalefet basına taşındı ve olayların geniş çevreye yayılmasıyla birlikte 31 Mart Vakası dediğimiz olay meydana geldi.

31 Mart Vakası ve Sonuçları

Kâmil Paşanın azledilmesi üzerine çıkan basın savaşlarına İttihatçılar da aynı sertlikle yanıt vermeye başlamıştı. 6 Nisan’da İttihatçılara en büyük muhalefeti yapan gazetelerden birinin başyazarı olan Hasan Fehmi’nin (büyük ihtimalle İttihatçılar tarafından) suikaste uğraması sonucu ertesi gün yapılan cenaze töreninde İttihatçılar aleyhine yapılan muhalefet kitlesel bir hareket haline geldi.

Ortaya çıkan kitlesel hareket sonucunda bu sefer İttihatçıların karşısında ulema, tarikat şeyhleri ve alt tabakadan dinci çevreler vardı. Bu çevreler arasında zaten İttihatçılara karşı süren bir muhalefet hareketi vardı fakat bu son yaşananlar ile muhalefet çevresi 3 Nisan günü Nakşibendi Şeyhi Derviş Vahdeti’nin Volkan Gazetesi etrafındaki dinciler ile de birleşerek İttihad-ı Muhammedi Cemiyetinde örgütlendi. Bu örgütlenme sonucu 12 Nisan 1909 (30 Mart 1325) gecesi başkentte şeriat istemiyle silahlı bir ayaklanma başlatıldı. Sabah olduğunda daha da genişleyen isyanın sonucunda birçok İttihatçı öldürüldü, saklanmak zorunda kaldı veya sürgün edildi. Hüseyin Hilmi Paşa kabinesinin istifa etmesiyle de yerine Tevfik Paşa Hükümeti kuruldu.

İsyancılar amaçlarına ulaşmış sayılsalar da bu isyan özellikle Selanik’te çok ses uyandırdı. Mahmud Şevket Paşa, Hüseyin Hüsnü Paşa ve Şevket Turgut Paşa komutasındaki, Mustafa Kemal (Atatürk) Bey, Enver Bey ve Kazım (Karabekir) Bey’in kurmay olduğu “Hareket Ordusu” hemen harekete geçti ve 19 Nisan’da Ayastefanos’a (Yeşilköy) geldi. Burayı toparladıktan sonra 24 Nisan’da İstanbul’a girerek isyancıları cezalandırdılar ve II. Abdülhamid’i tahttan indirip yerine kardeşi V. Mehmet Reşat’ı çıkardılar. İsyancıların sindirilmesiyle birlikte kabinenin başına Mahmud Şevket Paşa geçti ve 1912 yılına kadar iktidarını sıkı yönetim ile devam ettirdi.

1912 “Sopalı Seçimleri” ve Halaskar Zabitan Muhtırası

1912 yılına yaklaştığımızda sindirilmiş olan muhalefetin yavaş yavaş yeniden canlandığını görüyoruz.1910-1911 yılları arasında çeşitli partiler kurulmuş olsa da 1911 yılında hepsi Hürriyet ve İtilaf Fırkasında toplandı. 18 Ocak 1912 tarihine geldiğimizde ise uygulanan yoğun baskı nedeniyle tarihimize “sopalı seçimler” olarak geçen, İttihat ve Terakki’nin ezici zaferiyle sonuçlanan seçimleri görüyoruz. Kısa zaman önce isyan sonucu iktidarını kaybetmiş olan İttihatçıların bu yeni iktidarı da çok uzun sürmedi. Büyüyen Arnavutluk isyanı, İttihatçıların artan partizan tutumu ve İtalyanların 12 adayı işgal etmesi sonucunda iyice kızışan bir grup muhalefet, Miralay Sadık liderliğinde dağa çıkarak hükümetin istifasını istediklerini, aksi takdire Halaskar Zabitan adını verdikleri askeri grubun silahlı isyan başlatacağını bildirdiler. Bunun üzerine başka çaresi kalmayan İttihatçı hükümet istifa etti. İttihatçıların istifası üzerine tarafsız gözüken Gazi Muhtar Paşa kabinesi kuruldu. Fakat bu hükümet tarafsız gözükse de daha sonra I. Balkan Savaşını gerekçe göstererek sıkıyönetim ilan etti ve İttihatçılara yoğun baskı uyguladı. 29 Ekim 1912 tarihinde ise Balkan Savaşının kötüye gitmesine dayanamayan hükümet istifa etti ve yerine Kâmil Paşa hükümeti kuruldu.

Balkan Savaşı ve Kâmil Paşa Hükümetinin Başarısızlığı

Tarih 2 Ekim 1912’yi gösterdiğinde; Sırbistan, Karadağ, Yunanistan ve Bulgaristan aralarında bir müttefiklik oluşturarak Makedonya’da geniş çaplı bir ıslahat isteminin bulunduğu bir ültimatom gönderdiler. Osmanlı’nın kabul etmemesi üzerine 8 Ekim 1912’de önce Karadağ ardından diğer Balkan Devletleri resmen savaş ilan ettiler. Bu savaş Osmanlı askerlerinin hiç hazır olmamasının da etkisiyle tam olarak hüsranla sonuçlandı. Ardı ardına kaybedilen savaşlar sonucu Osmanlı ordusu İstanbul’un dışına, Çatalca önüne kadar çekilmek zorunda kaldı. Bu sırada Yanya, İşkodra, ve Edirne dışında neredeyse bütün balkan şehirleri düşmüştü.

Bütün bu kaybedilen savaşların sonucunda görevine yeni başlamış olan Osmanlı hükümeti 3 Aralık 1912’de ateşkese razı oldu. Savaşan Balkan devletlerinin ve büyük devletlerin katıldığı iki adet konferans düzenlendi fakat bu konferanslarda bir türlü uzlaşıya varılamadı. Bir yandan da 1912 yılının başından beri kaynamakta olan İttihatçılar, bu müzakerelerde Kâmil Paşa’nın Edirne’yi teslim edeceği söylentisini yayarak darbe için gerekli halk desteğini oluşturmaya çalışıyordu. 22 Ocak 1913’de ise hükümetin gerçekten Edirne’yi teslim etmeye yakın olduğu anlaşılınca halkın desteği neredeyse tamamen alınmış ve meşru gerekçe elde edilmiş oldu. Böylelikle Osmanlı’nın yaşadığı son darbe olan Bab-ı Ali Baskını 23 Ocak 1913 günü gerçekleşti.

Bab-ı Ali Baskını Nasıl Gerçekleşti ve Sonucunda Ne Oldu?

Enver Bey, Talat Bey, İzmirli Muhtar, Sapancalı Hakkı, Mustafa Necip ve Yakup Cemil ve diğer İttihatçılar 23 Ocak 1912 günü askerler tarafından büyük bir direnişle karşılaşmadan Bab-ı Ali binasına girdiler. Sadrazam Kâmil Paşa’nın diğer devlet büyükleriyle toplantı yaptıkları odanın kapısına gelmeden önce Şeyhülislam’ın muhafızı İzmirli Celal Bey’i ve Sadrazamın Yaveri Kıbrıslı Tevfik’i öldürmek zorunda kaldılar. Silah seslerinin üzerine, Harbiye Nazırı Nazım Paşa kapının önüne çıktı ve bunun üzerine “Enver Bey kendisine selam durarak saygısını gösterdi.”Enver Bey’in saygısını göstermesini vurgulamamızın sebebi, çok sık duyulan fakat aslında yanlış bir bilgi olan Harbiye Nazırının yanlışlıkla öldürüldüğünün zikredilmesidir. Olayın aslı şöyle gerçekleşmiştir: Nazım Paşa kapıya çıktıktan sonra Enver Bey’e “Bu ne rezillik? Biz sizinle böyle mi anlaşmıştık?” demesinin ardından, o sırada Nazım Paşa’nın yanında duran Yakup Cemil tarafından bilinçli bir şekilde vurulmuştur. Hatta Yakup Cemil’in Nazım Paşayı vurması üzerine Enver Bey’in kendisine çok sinirlendiği, Talat Bey’in de “İş bu şekilde devam edecekse ben yokum!” Dediği rivayet edilir. Bunun üzerine toplantı odasına giren Enver Bey ve diğerleri Sadrazam’a istifa mektubunu yazdırmışlar ve istifa mektubunu aldıkları gibi saraya giderek Sultan Reşat’tan yeni kabinenin kurulmasını arz etmişlerdir. Yeni kabinenin Sadrazamlığına, İttihatçıların isteği üzerine daha önce 31 Mart Vakasında Hareket ordusuna komuta eden ve II. Abdülhamid’in tahttan indirilmesinde rol oynayan Mahmud Şevket Paşa getirildi. Kabinenin geri kalan isimleri arasında İttihatçıların önde gelen isimlerinden Enver, Talat ve Cemal bulunmasa da bu isimler perde arkasından yönetime dahil olmaktaydı ve zaten kabine İttihatçılardan oluşmaktaydı. Saymış olduğumuz bu üç ismin yönetime resmen dahil olması ise, kısa bir süre sonra Mahmud Şevket Paşa’nın 11 Haziran 1913’te suikaste uğraması sonucu kurulan Sait Halim Paşa Hükümetinde olmuştur. Önce Talat Bey Dahiliye Nazırı yapıldı. Bundan 1 yıl sonra 1914’te Tümgeneral rütbesine terfi eden Enver Bey Harbiye Nazırı, Albaylıktan Tümgeneralliğe terfi eden Cemal Bey ise Bahriye Nazırı yapıldı. Böylelikle İttihat ve Terakki’nin öne çıkan 3 Paşası oluşmuş oldu ve bu 3 Paşa 1.Dünya Savaşı’nın sonuna kadar Osmanlı İmparatorluğunda adeta tek söz sahibi oldular.

Bu tür yazılar ilginizi çekiyorsa, Diyar-ı Rum ve Rumi kavramları üzerine yazdığım yazıyı okumanızı tavsiye ederim.

2 thoughts on “Bab-ı Ali Baskını Nedir? Nasıl Gerçekleşmiştir?”

Comments are closed.