Atatürk’ün hayatında kitabın önemi şüphesiz ki çok fazladır. Bunu cephe hayatında bile hiç ara vermemesinden ve hayatı boyunca kütüphanesinde toplamış olduğu kitapların sayısının 4000’i aşmasından rahatlıkla anlayabiliriz.

Atatürk’ün bu sevgisinin tam olarak kaç yaşında başladığını bilemiyoruz ama çocukken babası Ali Rıza Bey’in “Adam olmak için okumak, öğrenmek şarttır. Başka çaresi yoktur.” demesiyle başlamış olabileceğini düşünebiliriz. Bu dönüm noktasından sonra Atatürk’ün hayatından kitap bir daha hiç çıkmayacaktır. İlkokula giderken yaşıtlarıyla sokağa çıkmak yerine kitap okumayı tercih etmesi, askeri lise yıllarında milli bilinç hakkında yazan Namık Kemal, Abdülhak Hamit Tarhan, Ahmet Mithat gibi yazarları bolca okuması onun ileri görüşlülüğünü ve ileride çokça kullanacağı hitabet yeteneğini geliştirmesine yardımcı olmuştur ki kendisi de eğer küçüklükten beri okumasa bu başarılara imza atamayacağını bilmektedir. Bize de okumanın ne önemli ve büyük bir iş olduğunu hatırlatmaktadır.

Atatürk’ün okuma sevgisini bize asıl gösteren etkenler, çocukluk ve öğrencilik yıllarından çok, cepheden cepheye koştuğu yıllarda bile okumaya hiç ara vermemiş olmasıdır. Bunu da Çanakkale savaşının en şiddetli zamanlarında kendisini ziyarete giden gazeteci Ruşen Eşref Bey’in yazdıklarından öğreniyoruz. Atatürk, Osmanlı İmparatorluğunun 1.Dünya Savaşındaki en önemli cephelerinden biri olan, savaşın ve devletin kaderini belirleyecek olan bir cephede bile Balzac, Maupassant gibi ünlü yazarların eserlerini okumaya devam ediyor, hatta arkadaşı Ömer Lütfi Bey’in eşinden kitap tavsiyeleri almaya devam ediyordu. Cephelerde okuma alışkanlığı sadece Çanakkale ile sınırlı kalmamaktadır. 16. Kolordu Komutanı olarak Doğu Anadolu’da olduğu yıllarda kendi yazdığı anılar ile okuduğu kitapların adını vermektedir. Bu sayede askerlikten fırsat kalan zamanlarının tamamını kitap okumakla geçirdiğini öğrenmiş oluyoruz. Bunun yanında Büyük Taarruz döneminde İslam Tarihini okumaya başladığını ve gördüğü hocalara bol bol kitap hakkında sorular sorduğunu da Fevzi Çakmak aracılığıyla biliyoruz. Bu da bize savaşı kafasında bitirdiğini ve savaş sonrası yapacağı devrimler için gerici gruplara karşı ne yapması gerektiğini planladığını göstermektedir.

Cephe hayatı bitip, Cumhuriyet ilan edildikten sonra Atatürk’e kitap okuyacak daha çok zaman kalmıştır ve yeni bir köşk yapılacağı sırada mimardan 2 özel isteği olmuştur. Biri geniş ve rahat bir yemek odası diğeriyse büyük kütüphaneli bir oda ve kitaplarıyla haritalarını rahatça inceleyebileceği büyük bir masa olmuştur. Bu dönemden sonra okuduğu kitapları Atatürk’ün Özel Kütüphanesi Kataloğundan kolaylıkla öğrenebiliyoruz ve böylece kendisinin sadece başarılı bir kumandan ve devlet adamı değil son derece kültürlü biri olduğunu da belgelenmiş olarak öğrenmiş oluyoruz. Kütüphanede özellikle en geniş alanı Türk Tarihi ve Türk Dili kitaplarının kapladığını ve Atatürk’ün o güne kadar yazılmış olan neredeyse bütün tarih kitaplarını okumuş olduğunu söylemek mümkündür. Bunların sonucu olarak kendi yaptığı çalışmaların devamlı ve düzenli olarak yapılmasını istediği için Türk Tarih Kurumu ve Türk Dil Kurumunu kurarak hem milletimizin tarihini ve dilini öğrenmesini sağlamış hem de kendi çapında yapmış olduğu tarih ve etimoloji çalışmalarını sistematik hale getirmiştir.           

Sonuç olarak Atatürk 57 yıllık kısa ömründe normal bir insanın başarabileceğinden daha büyük işler başararak Türkiye Cumhuriyetini kurmuştur ve bunları çocukluğundan beri elinden düşürmediği kitaplar sayesinde yapmıştır. İzinden giden biz gençlere de başta onun bizlere Nutuk’u olmak üzere bol kitap okumak ve emanetine sahip çıkmak düşüyor.